Ana Sayfa

From Artvin Ansiklopedisi

Jump to: navigation, search

4 Eylül 2010
Toplam
1.137
madde var.

İnternet ortamında Türkiye'nin ilk ve tek il ansiklopedisi

Bu alana reklam vererek çalışmaya destek olabilirsiniz.


Sitenin maddi destekçisi

www.anadolukangal.net

Artvin (il)ArdanuçArhaviBorçkaHopaMurgulŞavşatYusufeli

Ansiklopediden örnek maddeler/sayfalar | Resim Galerileri | Yaban Hayat | Artvin'de Endemik Bitki Türleri | Artvin'in İlkleri | Artvin köy listeleri | Çeviri için bekleyen yazılar | Yazılması istenen maddeler | İstenen fotoğraflar Ansiklopedi dışı: Makaleler-Yazılar | Yerleşim yeri adları | Artvinli Şehit ve Gaziler | Artvin Kitaplığı | Yeni Yayınlar | Artvinli Yazar, Şair ve Çizerler Kitaplığı | 93 Muhacirleri iletişim sayfası

İletişim: tartvinli@gmail.com

HES’LERE HAYIR! MİTİNGİ

SU TEMEL HAKTIR SATILAMAZ!
HES’LERE HAYIR! MİTİNGİ

ARTVİNLİLER; SUYUNA, HAVASINA, TOPRAĞINA, ORMANINA SAHİP ÇIKIYOR

Artvinliler, derelerini kurutacak olan hidroelektrik santrallara karşı çıkıyor!

Artvinliler, 15 bin kişilik halay çekecek! HES’lere HAYIR! diyecek!

“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”

AĞAÇLARIMIZA, DERELERİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ’

PEŞTEMALLARIMIZI, KUŞAKLARIMIZI, KOÇİKLERİMİZİ GİYİNİP GELİYORUZ.

DAVULUMUZLA, AKORDİYONUMUZLA, TULUMUMUZLA GELİYORUZ.

ÇOLUK ÇOCUK, YAŞLI GENÇ GELİYORUZ.

TÜRKÜLER SÖYLEYECEĞİZ, HALAYLAR ÇEKECEĞİZ, “HES’LERE HAYIR!” DİYECEĞİZ.

MİTİNG TARİHLERİ:
15 TEMMUZ 2010 : ŞAVŞAT / ARTVİN
20 TEMMUZ 2010 : ARDANUÇ / ARTVİN

İLETİŞİM: Güngör Tekgümüş 0533 340 94 46

ARTVİN DERELERİN KARDEŞLİĞİ PLATFORMU



Yeni Kitaplar

KAVAFİS'TEN YÜZ ŞİİR

Cevat Çapan Helikopter Yayınları, Haziran 2010, 131 sayfa, 12,00 TL

Bu kitabın ayrı bir yeri var. İlk kez 1982’de Adam Yayınları’ndan Akdeniz mavisi bir kapakla yayınlanmıştı. O zamanlar beyaz köpük rengi başlıkta Kavafis’ten Kırk Şiir yazıyordu, şimdi Yüz Şiir yazıyor. İlk kez o kitapla okudum ben Kavafis’i. O kitapla sevdim. Cevat Çapan’ın çevirileri de çeviri değil, birer yeni şiirdi sanki. Tarabyalı Kavafoğlu ailesinin bu Mısır doğumlu oğlu kalkmış sanki Türkçe şiir yazıyordu, sanki ince hastalıktan yeni kurtulmuştu, sanki İskenderiye sokaklarında hala Protemaios sülalesi hüküm sürüyordu. Biz de sanki bir rüyada yaşıyorduk, şiirlerimizle dünyayı fethetmeye yola düşmüştük; dünyayı değiştirecektik, hayatı da. Ahmet Günhan’ın dediği gibi, gençtik, güzeldik, karnımız dümdüz aşağı iniyordu, beyaz Peugeot’ya binip geziyor, güneşin altında şarkı söylüyorduk. Gençtik, nereden bilebilirdik bir başka deniz, bir başka şehir bulamayacağımızı… Oysa Kavafis söylemiş, uyarmıştı bizi. (Levent Yılmaz, Yayın Yönetmeni)


İSTANBUL’U DİNLİYORUM 1950-2010

Ara Güler Kitap Yayınevi, Haziran 2010, 238 sayfa, 250,00 TL

26 X 38,5 boyutlarında, sert kapaklı cilt ve şömiz, Garda kâğıda özel baskı, 110 Ara Güler fotoğrafı

Ara Güler 1950’li yıllardan beri, önce Yeni İstanbul gazetesinin, daha sonra da Time-Life gibi uluslararası magazin dergilerinin muhabiri olarak ilgi duyduğu her şeyi fotoğraflarıyla kaydetti. Ara Güler’in amacı, çektiği fotoğraflarla bir kentin yaşam ritmini ortaya çıkartmak, insanlarını gözlemlemek, bazı sahneler belirleyerek onları fotoğrafa uygun bir kompozisyon haline getirmektir. Onun fotoğraflarında yeni buluşlarla değil, yaşamdan kesitlerle, sanatsal ortamın aşırılıklarıyla değil, gerçek yaşama ait, saymakla bitmeyen çeşitlilikteki sahnelerle karşılaşırız. Ara Güler’in fotoğraflarındaki estetik, onun insanı doğrudan ve gerçekte var olan çevresi içinde anlamasından kaynaklanmaktadır. Fotoğraflarında bu dünyaya ait hiçbir şey, örneğin Oscar Wilde’ın şiirlerinde olduğu gibi, ince ve zarif bir biçimde yansıtılmaz. Belgelediği her şey tam da olduğu gibidir ve bizzat kendisi tarafından yaşanmıştır.


SADIK ÖZBEN’İN TOPLU ESERLERİ-1

Murat Belge Helikopter Yayınları, Mayıs 2010, 328 sayfa, 18,00 TL

Latif Demirci’nin çizimleri, Murat Belge’nin yeni önsözüyle

12 Eylül darbesinden sonra ilk kurulan yayınevlerinden biriydi İletişim. İletişim bugün yayınladığı nitelikli kitaplarla tanınıyor da, o zamanlar dergi de yayınlarlardı. Hatta ansiklopedi. Bugün o delilikleri biraz azaldı (biraz diyorum çünkü mesela Ömer Laçiner’in derlediği Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce dizisinin yeni çıkan sekizinci cildi 1350 sayfa; anlayın!). Bu dergiler nefes alma yerleriydi bizler için. Yeni Gündem müthişti. Başta on beş günlüktü, sonra haftalık oldu, sonra olmadı. İşte bu dergide bir ara Sadık Özben adında bir yazar zuhur etti. Uuuu, dedi millet: Kimdir, nedir? Niye yazar? İnsanlarla alıp veremediği nedir, Necla’dan niye korkar? Yazılarına çizim yapan Latif Bey’i niye kıskanır? Tutunamayanlar’la ne ilişkisi vardır? Bu tür sorular zaten herkesin bir parça meraklı taze olduğu kültür alemini bol bol meşgul etti. Harikaydı yazılar. Hakikaten harikaydılar. Dilimize dolardık her hafta. Neyse anladık sonunda: Birikim’in, İletişim’in kurulmasında emeği en çok geçenlerden biri, azılı sosyalist (demokratik soydan), ebedi ve ezeli doçent (o zamanlar öyle zannediyorduk), çevirmen (Joyce, Faulkner) Murat Belge’ymiş bu yazıları yazan. Yıllar sonra, “Tekrar yayınlayalım yahu bunları,” dedim, sağolsun kırmadı, oturdu yeni bir önsöz bile yazdı. (Levent Yılmaz, Yayın Yönetmeni)


ŞEHRİN SESLERİ
İstanbul'dan İnsan Manzaraları

Bernard Bouwman
Çeviri: Gül Özlen

Kitap Yayınevi, Mayıs 2010, 240 sayfa, 15,00 TL

“Bir gün benimle birlikte İstanbul’u keşfetmeye gelmiş olan Hollandalı turistlerle birlikteydim. Şehre vardıkları gün Taksim’de onlara bu şehrin yirminci yüzyıl içinde ne kadar değiştiğini anlattım. Konuşmamı bitirdiğimde yaşlıca bir beyefendi, ‘Kitabınızı okudum,’ dedi, ‘İstanbul’u çok sevdiğiniz anlaşılıyor, acaba bunun nedeni nedir?’” Harika bir soru ama bunun cevabını hâlâ verecek durumda değilim. Nedeni, güzel günlerde maviden daha mavi olan gökyüzü mü? Tarihine duyduğum ilgi ve bağlılık mı? İstanbul’un neresinde yürürseniz yürüyün sizden önce milyonlarca kişinin orada yürüdüğü bilirsiniz. Yoksa insanları mı? Burada herkesin anlatacağı bir hikâyesi var, bazen keyifli, genellikle hüzünlü ama her zaman ilginç hikâyeler bunlar. Bu kitap benim İstanbul’daki deneyimlerimin yansıması. Türkiye’de yabancı olmak hem avantaj hem de dezavantaj. Bazı Türkler yabancı olduğunuz için size güvenmeyecektir ama birçokları da özellikle yabancı olduğunuz için sizinle ülkeleri ve hayatlarıyla ilgili birçok duyguyu paylaşacaktır. Türkiye’deki sosyal bölünme çok büyük, meselâ; katı laik bir Türk ile katı dindar bir Türk genellikle bir araya gelip hayatla ile ilgili keyifli bir sohbet yapmazlar. Oysa birçok İstanbullu benimle hayatını paylaştı, onlara bu nedenle çok müteşekkirim. Ben dürüstlüğe inanırım. Bu kitabın İstanbul için bir methiye olduğunu düşünenler kitabı hemen ellerinden bırakabilirler –gerektiği yerde sözümü sakınmam. Hollanda’yla ilgili de hiçbir zaman methiye içerikli yazmam –her ülkenin kendine göre sorunları vardır ve bu sorunları çözmenin en doğru yolu bunları dürüstçe kâğıda dökmektir. Hollandalılar şikâyet etmekten büyük zevk alırlar, sanırsınız ki Kuzey denizindeki küçük ülkelerinin sonu gelmiş. Hollanda’da bulunduğum zamanlar onları sarsarak kendilerine getirme isteği duyuyorum. “Neden bu kadar şikâyet ediyorsunuz? Hollanda’daki işsiz sayısının Avrupa ülkelerinin en düşüğü olduğunu bilmiyor musunuz?” Birçok Türk dostuma da daha meraklı olmalarını önermek istiyorum. Ait olduğunuz gruptan dışarı çıkın, kendinizden tamamen farklı kişilerle görüşün, kim bilir neler keşfedeceksiniz.” Bernard Bouwman



ADINI UNUTAN ÜLKE
Türkiye'de Adı Değiştirilen Yerler Sözlüğü

Sevan Nişanyan'dan nefis bir çalışma daha. Türkiye'de adı değiştirilen çoğunlukla köy olmak üzere 15.000 yerleşim biriminin dökümünü sunuyor. Bütün il ve ilçelere bağlı köylerin tamamının yeni adları ile eski adlarını sıralıyor, eski adların hangi dilde ne anlama geldiğini gösteriyor. Yer adlarına ilgi duyanlar ve araştırmacılar için bir başvuru kaynağı. Benim de küçük bir katkıda bulunduğum bu kitabı okumanızı önerir, Sevan Nişanyan'ı kutlarım.

Türkiye'de cumhuriyet döneminde bürokratik kararla adı değiştirilen on beş bin civarındaki yerleşim biriminin eksiksiz -veya eksiksize yakın- bir envanteri bugüne kadar çıkarılmamıştır. Adını Unutan Ülke bu önemli hizmeti yerine getirirken, değiştirilen adların birçoğunun Türkçe, Kürtçe, Ermenice, Yunanca, Arapça, Süryanice, Zazaca, Gürcüce, Lazca, Bulgarca ve diğer dillerdeki anlamını ve geçmişini ortaya çıkarmayı amaçlıyor.

Sevan Nişanyan, Everest Yayınları'ndan çıkan Sözlerin Soyağacı: Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü, Yanlış Cumhuriyet: Atatürk ve Kemalizm Üzerine 51 Soru ve Kelimebaz 1-2 adlı kitapların yazarıdır. (Tanıtım Bülteninden)

Sevan Nişanyan, Adını Unutan Ülke, Everest Yayınları, Mayıs 2010, 555 sayfa, 2. Hamur, 14 x 20 cm.

Kitabı hakkında Nişanyan ile söyleşi (Radikal Kitap eki, 28 Mayıs 2010): http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=HaberYazdir&ArticleID=999029

Taner Artvinli


ARTVİN DERELERİNİN KARDEŞLİĞİ PLATFORMU’NDAN HORONLU PROTESTO


Yöresel dansların sergilendiği eylem, renkli görüntülere sahne oldu. Artvin Derelerinin Kardeşliği Platformu adı altında yaklaşık 500 kişilik grup, öğle saatlerinde Galatasaray Meydanı'nda toplandı. Grup, derelerini kurutacak hidroelektrik santrallerine (HES) karşı çıktıklarını belirterek, tepkilerini dile getirdi. Ellerinde "Su temel haktır, satılamaz" yazılı pankart bulunan grup, "HES'e dur de" sloganları attı. Renkli görüntülerin yaşandığı eylemde, tulum ve akordeon çalarak Taksim Meydanı'na yürüyen Artvinliler, yöresel türküler eşliğinde oyunlar oynadı. Halaylar çeken grup adına açıklama yapan Öznur Geçkin, "Biz doğduğumuz, büyüdüğümüz toprakların, o topraktaki varlıkların çığlığını bir nevi vekil olarak sizlere ulaştırmakla kendimizi yükümlü hissediyoruz. Yıllardır tarımdaki desteklerin azaltılması, hayatımızı doğduğumuz yerde sürdürecek politikaların üretilmemesi ve yatırımların yapılmaması nedeniyle köylerimiz boşalırken, biz son yapılanı zorunlu tehcir olarak görüyoruz. Topraklarımızda tarihsel, kültürel değerlerin sonlanması anlamına gelecek hidroelektrik santralleri yaptırmayacağız" dedi. (www.beyazgazete.com)

Tv haber görüntülerini izlemek için tıklayınız:

ATV haber

KANAL D haber

CNN TÜRK haber



İSA BU KÖYE UĞRAMADI

Carlo Levi

Çeviri: Sabahattin Eyuboğlu, Helikopter Yayınları, Ekim 2009, 224 sayfa, 20 TL

Carlo Levi’nin bu kitabını ilk okuduğumda çarpılmıştım. Italo Calvino da söylüyor ya, bence de doğru. İnsanları, hayvanları, bitkileri öylesine büyük bir aşkla tasvir ediyordu ki, sanki zamanın ötesinde bir şeyden, bir büyük hakikatten, bir büyük aşktan söz ediyordu. Bunu bir tek Yaşar Kemal’de gördüm ben: Kimyası yavaş yavaş bozulan, dönüşen, farklılaşan dünyada insanı insan yapan ve değişmese çok iyi olacak olan şeylerin olduğunu bunca güzel, bunca etkileyici, bunca müthiş nasıl anlatır insan? Şöyle düşünün, bir zamanlar bir dünya vardı ve o dünya güzeldi. O dünyaya birileri tanıklık etti ve o dünyayı biz artık ancak bu adamların aracılığıyla kavrayabiliyoruz. Dünyayla, doğayla ve insanla aşka benzer bir ilişki yaşayan ve aşkla yazan adamlar bunlar. Carlo Levi de bu büyük yazarlardan biri. Bence bu kitabı mutlaka okuyun. Kendinizi bulacaksınız. (Levent Yılmaz, Yayın Yönetmeni)


TÜRKİYE’YE ULUSLARARASI GÖÇ
Toplumsal koşullar – Bireysel yaşamlar

Barbara Pusch – Tomas Wilkoszewski

Kitap Yayınevi, Şubat 2010, 330 sayfa, 10 TL

Türkiye yalnızca göç veren bir ülke değil, aynı zamanda yıllarca farklı göç akımlarının hedefi olan bir ülke. Goethe Enstitüsü ile Orient Enstitüsü İstanbul’un 07-12 Mart 2007 tarihlerinde düzenlediği uluslararası sempozyumda bu konu etraflı biçimde ele alındı. “Türkiye’ye Gelen Uluslararası Göçün Farklı Yönleri: Toplumsal Koşullar ve Bireysel Yaşamlar” başlıklı bu çalışmada sunulan bildirilerle Türkiye’nin hem transit bir ülke ve hem de göç alan bir ülke olarak değişik yönleri ortaya kondu. Kitap, sempozyuma sunulan bildirilerden oluşuyor: “Türkiye’de Uluslararası Göçün Siyasal Arka Planı: Küreselleşen Dünyada “Ulus-Devleti İnşa Etmek ve Korumak”/Ahmet İçduygu; “‘Düzensiz’ Göç, Göçmen Korkusu ve Çelişen Tepkiler”/Sema Erder; “Avrupa Birliği Uyum Sürecinde Türkiye’nin Yabancılar Mevzuatı ve AB Vatandaşı Göçmenlerin Yaşamları Üzerindeki Etkileri”/Bianca Kaiser; “İstenen ve İstenmeyen Konuklar: Türkiye’deki Yabancıların İş Hukuku Karşısındaki Durumu”/Barbara Pusch; “Türkiye’deki Çalışma Hayatının Bir Parçası Olarak Yabancı Çalışanlar”/Kuvvet Lordoğlu; “‘Yukarıdakiler-Aşağıdakiler:’ İstanbul’daki Güvenlikli Sitelerde Göçmen Ev Hizmetlisi İstihdamı”/Ayşe Akalın; “Anavatan Ne İse, Biz de Küçük Ölçekte Oyuz: 1850-2007 Yılları Arasında İstanbul’daki Alman Anaokulu”/Marcel Geser; “Almanya’dan Türkiye’ye Ulus-aşırı Göç”/Yasemin Özbek; “Önyargıları Yıkmak ve Ortak Nefreti Yumuşatmak: İstanbul’daki Ermeni Kadın Göçmen İşçiler”/Hanna Rutishauser; “İstanbul’daki Iraklı Göçmenlerin Parçalı Eklemlenme Sürecinde Toplumsal Ağlar”/Didem Danış; “Anadolu’da Çerkez Diasporası: Etnokültürel ve Siyasi Yapı”/Ayhan Kaya; “Dönüşmekte Olan Siyasi Kimlikler: Türkiye’deki Doğu Türkistan-Uygur Diasporası”/Tomas Wilkoszewski; “Türk, Türkistan ve Özbek Kimlikleri Arasında: İstanbul’daki Özbek Göçmenler”/Anke Bentzin; “İstanbul’daki Afrika’lı Göçmen ve Sığınmacıların Yaşam Koşulları”/Deniz Yükseker ve Kelly T. Brewer; “İstanbul’daki Kuzey Afrika ‘Topluluğu:’ Profiller, İç Farklılaşmalar ve Stratejiler”/Jean-François Pérouse


YAŞADIĞIMIZ ŞU KORKUNÇ OTUZ YIL
1978-2008 Türkiyesi Üzerine Notlar

Halil Berktay 71 sayfa, 7,-YTL Aralık 2008

Kitap Yayınevi, Aralık 2008, 71 sayfa, 7 TL

Kemalist Devrimden başlayarak hemen her şeyin, Üçüncü Dünyaya kıyasla otuz kırk yıl erken cereyan ettiği Türkiye, bürokrasi-burjuvazi, tek parti-çok parti, ordu-parlamento çelişmesini 1946-50’den beri yaşamakta. Emekçiler ve hâkim Türk milliyetçiliğinin diğer mağdurları, bu mücadelede kâh görece aktif, kâh pasif biçimde yer alıyor. Kendilerine özgü talepleri gündeme getiriyor veya getiremiyor. Ama şu kadarını rahatlıkla söyleyebiliriz ki, halk çıkarlarını asla bürokrasinin, ordunun, tek-particiliğin safında aramıyor. Tersine, tercihlerini daima çoğulculuktan, mevcut alternatifler arasında görece demokratik olandan yana kullanıyor. Bu eksen etrafındaki müteaddit boy ölçüşmeler, son otuz yılda, evrensel bir çağ dönümüyle eklemlendi. Soğuk Savaşa, daha genel olarak 19. ve 20. yüzyılların “sosyal siyasa”sına özgü sorun ve kutuplaşmaların yerini, Soğuk Savaş sonrasına özgü, küreselleşme bağlamında 21. yüzyılın “kültür ve kimlik siyasası”nı haber veren başka problem ve kutuplaşmalar almaya başladı. Türk milliyetçiliği, 1875-1914 arasında, gerek zamanın Büyük Devletleri, gerekse diğer Balkan, Kafkas ve Ortadoğu milliyetçilikleriyle cebelleşerek doğmuştu. Ulus-devlet, Liberalizmi ve Sosyalizmi reddederek Nasyonalizm etrafında örgütlendi; sivil toplum üzerinde Prusyavari bir tahakküm kurdu. Bu hegemonyanın çeşitli araç ve aygıtları, 1978-88 arasında hâlâ, Yakınçağ “sosyal siyasa”sına ve Soğuk Savaş özgü tehdit algılarına karşı kullanılmaktaydı. “Derin devlet” 1980’lerin ikinci yarısından itibaren cephesini değiştirdi. Halktan, sivil siyaset alanından filizlenen temsil ve katılım özlemlerinin, Avrupa demokrasisiyle de buluşma, birleşme eğilimine karşı mevzilendi. Önceki amaçlar için hazırlanmış ve kullanılmasına alışılmış bütün bir aygıtı, kısmî adaptasyonlarla birlikte, bu yeni düşman ve tehdit algılarına tevcih etmeye çalıştı. Bu satırların yazıldığı sırada henüz kaderi kesinleşmemiş, önümüzdeki yıllarda sürmesi muhtemel yeni ve büyük bir demokrasi mücadelesinin tarafları, bu şekilde oluştu. Tarihçi Halil Berktay, Ankara SBF, ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi’nden sonra, on yıldır Sabancı Üniversitesi’nde öğretim üyesi. 15 Kasım 2007’den beri Taraf gazetesinde yazıyor. Aynı zamanda Kanal 24’e, her hafta “Nisyana İsyan” adlı bir tarih programı yapıyor.


TARİHİN GÖRGÜ TANIKLARI
Afişten Heykele, Minyatürden Fotoğrafa

Peter Burke

Çeviri: Zeynep Yelçe, Kitap Yayınevi, 2. Baskı, Aralık 2009, 83 desen, 244 sayfa, 15 TL

Mağara resmi, ikona, gravür, taş baskı, ahşap oyma, harita, minyatür, fresk, heykel, resim, fotoğraf, dokuma, karikatür, afiş... Hepsinin de tarih araştırmacılarına söyleyecek şeyleri var. Yanlız onlara mı ? Geçmişi anlamak isteyen herkese... Bir imge ile karşılaştığımızda “tarih ile karşı karşıya” geliriz. Farklı zamanlarda, dünyanın farklı köşelerinde ve kültürlerinde üretilen, çeşitli imgeler içeren görsel malzemeler bize ne anlatır ? Onlara bakarak tarihi okuyabilir miyiz, anlayabilir miyiz? İmgeler tanıklığı olmasaydı, maddi kültür tarihi neredeyse imkansız olurdui zihniyetlerin tarihi, günlük yaşamın tarihi de. Bu kitapta, Kültür Tarihi Profesörü Peter Burke, Görsel malzemenin tarihi anlamak için nasıl kullanılacağını inceliyor. Her türlü imgenin belirli bir toplumu anlamada bize nasıl yol gösterebileceğini örneklerle sunuyor. Sessiz tanıkların “satır aralarını” okurken, tarihçileri tuzaklar konusunda uyarıyor. Sosyal gruplar imgelerle nasıl temsil ediliyor ? Toplumsal cinsiyet, yabancılar hakkındaki basmakalıp yargılar imgelere nasıl yansıyor ? Tarihin yazılışında görsel kanıtların yararları ve tehlikeleri nelerdir ? Burke, tarih ve sanat meraklısı okuru görsel malzemeler arasında zaman ve mekan izlemeden meraklı ve öğretici bir yolculuğa çıkarıyor. Peter Burke, Cambridge Üniversitesi’nde Kültür Tarihi profesörü. Bilginin Toplumsal Tarihi, Tarih ve Toplumsal Kuram, Yeniçağ Başında Avrupa Halk Kültürü adlı eserleri Türkçe’de yayımlandı.


BÜYÜK İSKENDER

Jona Lendering

Çeviri: Burak Sengir, Kitap Yayınevi, Temmuz 2009, 448 sayfa, 25 TL

Sonunu bildiğiniz, yine de elinizden bırakamadığınız romanlar ya da gümüş perdedeki yansımalarından gözünüzü ayıramadığınız filmler vardır. İşte elinizdeki Büyük İskender kitabı, gerçek bir tarih kitabı olmasına rağmen, Makedonya kralının bilinenden çok farklı bir portresini, adeta epik bir filmin rengârenk kareleri aracılığıyla çiziyor, roman tadında bir anlatı sunuyor. Yazarı Jona Lendering daha önce hiç denenmemiş biçimde, bir yandan geleneksel antikçağ Yunan anlatılarını didiklerken, diğer yandan Babil hükümdarlık kayıtlarını, İran kökenli belgeleri okurlarının gözleri önüne seriyor. Ayrıca ancak son yıllarda okunabilmiş sayısız kil tablet eşliğinde bizi İskender’in peşinden büyülü bir yolculuğa çıkarıyor. Çarpıcı güzellikteki gizemli Uzakdoğu diyarlarına sürüklenirken, başka kültürlerin tuhaf gelenekleri olan halklarını, gözü pek ve merhametsiz savaşçılarını tanıma fırsatı buluyoruz. Lendering’in İskender’i, yalnızca aman vermeyen bir fatih ya da dillere destan bir kahraman değil; daha çok, farklı kültürler arasında bocalayıp kalmış, tebaasını oluşturan halkları bir çatı altında toplama arzusuyla dolu genç bir liderdir. Hep anlatıldığı gibi şeytan ya da tanrı olarak değil, sıradan bir insan olarak görürüz onu. Kitapta, İskender’in ezeli rakibi Pers hükümdarı III. Dareios’un portresi de, Yunan kökenli kaynaklarda yansıtıldığı gibi korkak bir hükümdar olarak değil, üstün vasıfları olan, kılı kırk yaran cesur bir komutan olarak çizilmiştir. Jona Lendering tarihçidir. Kitap Yayınevi’nin de yayınlayacağı Stad in Marmer; Gids voor het antieke Rome aan de hand van tijdgenoten [Mermer Şehir: Çağdaşlarının Gözünde Antikçağ Roması] adlı yapıtı “Hollanda’da bugüne kadar yayımlanmış Roma’yı en iyi tanımlayan kaynak” sıfatıyla övgüye değer bulunmuştur.


AK PARTİ
Toplumsal Değişimin Yeni Aktörleri

Editör: Hakan Yavuz, Kitap Yayınevi, Şubat 2010, 392 sayfa, 28 TL

Ak Parti’nin siyasi yelpazenin merkezine doğru gerçekleştirdiği değişim seçmenler tarafından güvenilir ve müspet algılandı ve 2002 genel seçimlerinde bu parti galip geldi. Bilinen İslami kökleri, liderlerinin geçmişteki faaliyet ve demeçleri göz önünde bulundurulduğunda, bu partinin neden ve nasıl daha liberal bir çizgiyi benimsediğinin açıklanmaya ihtiyacı vardır. Ak Parti Türkiye’de sessizce gerçekleşen bir dönüşümün nedeni değil sonucudur. Anadolu’da kök salan yeni burjuvazi ile devlet kontrolü dışındaki yeni entelektüel sınıf bu dönüşümün temel failleri. Ak Parti deneyimi ile ilgili sorulacak pek çok soru vardır: Ak Parti İslami bir parti midir? Tamamen İslami bir hareketin İslami olmayan veya İslami unsurlar taşımayan bir harekete dönüşmesi mümkün müdür? Ak Parti üyelerinin özel hayatlarında dini değerlere bağlı olmaları bu partinin İslami bir parti olarak sınıflandırılması için yeterli midir? Bir parti ya da hareket ne zaman İslamcı olur veya İslamcı oluşu ne zaman sona erer? Parti yönetimi siyasal İslam’la her türlü bağlantıyı reddetse de, biz bu partinin hâlâ İslamcı olduğunu düşünebilir miyiz? Ak Parti’nin durumu, yeni koşullara uyum sağlayabilmiş bir İslami hareketin başarı hikâyesinden çok, İslamcılığını, hatta apaçık İslami köklerini reddettiği derecede Türkiye’de sistemin siyasal İslam’a dönüşme veya siyasal İslam’ı ehlileştirme kabiliyetinin bir hikâyesi midir? Bu kitapta birçok bilim insanı Ak Parti’yi değişik yönlerden ele alarak bu sorulara bir yanıt bulmaya çalışıyor: Hakan Yavuz/Türkiye’de İslami Hareketin Dönüşümünde Yeni Burjuvazinin Rolü; Massimo Introvigne/Türkiye’de Dini Piyasa(lar); Yalçın Akdoğan/Muhafazakâr-Demokrat Siyasal Kimliğin Önemi ve Siyasal İslamcılıktan Farkı; William Hale/Hıristiyan Demokrasi ve AKP, Benzerlikler ve Zıtlıklar; İhsan D. Dağı/Adalet ve Kalkınma Partisi: Güvenlik ve Meşruiyet Arayışında Kimlik, Siyaset ve İnsan Hakları Söylemi; Sultan Tepe/İslami Eğilimli Bir Parti Olarak Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Değişim Vaatleri, Çelişkileri ve Sınırları; Ahmet T. Kuru/Laikliğin Yeniden Yorumlanması: Adalet ve Kalkınma Partisi Örneği; Ali Çarkoğlu/Türkiye’de Yeni Nesil İslamcılar: Değişen Seçmen İçinde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Temelleri; Gareth Jenkins/Semboller ve Gölge Oyunu: Ordu-AKP İlişkileri, 2002-2004; Ziya Öniş/Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Ekonomi-Politiği; Engin Yıldırım/Emek Karşısında Adalet ve Kalkınma Partisi; Edibe Sözen/Ak Parti’nin Kadın Siyaseti ve Ak Partili Kadın Kimlikleri; Burhanettin Duran / AKP ve Dönüşümün Aracı Olarak Politika; Şaban Kardaş / Türkiye ve Irak Krizi: Kimliklerle Çıkar Arasında AKP.


Artvin Örümcekleri


Örümcekler arahnid’lerin en kalabalık grubunu oluşturur. Örümceklerde tür sayısı 50.000’in üzerindedir. Dünyanın birçok ekosistemine adapte olmuş, böylece çok farklı ekosistemlerde yaşayan bir grup halini almışlardır. Örümceklere Everest tepelerinden kanyonların derin çukurlarına, akarsu veya göl içlerine kadar değişik yaşam ortamlarında rastlamak mümkündür. Birçok örümcek türünün büyüklüğü veya boy uzunluğu 2 ilâ 10 mm arasında değişir. Ancak tropikal ortamlarda yaşayan 80-90 mm boy uzunluğuna sahip tarantula’lara da rastlamak mümkündür. Örümceklerin yine büyük bir çoğunluğu bir yıllıktır. Ancak bazı türlerde ömür uzunluğu 2 veya 3 yıl olabilir. Bunlarla birlikte tropikal bölgede yaşayan 10 yıllık ömre sahip tarantulalar mevcuttur. Erkek örümcek çoğunlukla dişi örümcekten daha küçüktür ve de daha kısa ömürlüdür. Bütün örümcekler karnivordur. Bazıları serbest dolaşıp avlandıkları halde diğer bazıları örmüş oldukları ağa bağımlı olarak yaşar. Örümceklerin besinini özellikle böcekler ve diğer bazı artropod’lar oluşturur. Devamı...



Kaçkar Kelebek Kampı raporu yayınlandı


Doğa Koruma Merkezi (DKM), Hollanda Tarım ve Gıda Bakanlığı tarafından desteklenen “Türkiye’nin kelebeklerinin aktif korunması için altyapının oluşturulması” projesi kapsamında, 18-25 Temmuz 2009 tarihleri arasında Kaçkar Kelebek Kampı’nı düzenledi. Toplamda ondokuz yerli ve yabancı katılımcıdan oluşan kamp ekibi bir hafta boyunca Artvin’deki farklı kelebek topluluklarına ev sahipliği yapan bölgelerde kelebek gözlemi yaptılar.

Kampın iki önemli hedefi bulunmaktaydı, birincisi kelebek gözlemcilerinin bir araya gelmesini ve kelebek korumacı uzmanlarla bir arada gözlem yapmalarını sağlamak, hep birlikte Kaçkar Dağları gibi kelebek zengini bir ortamda gözlemciliğin tadına varmaktı. Kampın ikinci amacı ise çevreye duyarlı, doğaya meraklı eko-turistler olarak bölge halkının geçimine katkıda bulunmak ve ekoturizmin halk tarafından bir geçim kaynağı olarak görülmesini sağlamaya çalışmaktı...

Kaçkar Kelebek Kampı raporu yayınlandı. Rapora buradan ulaşabilirsiniz: Kaçkar Kelebek Kampı Raporu


Yeni yayınlar


Artvin Çoruh Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi 'nin Eylül 2009'da çıkan son sayısında Temel GÖKTÜRK, Taner ARTVİNLİ, Faruk BUCAK imzalı ARTVİN KUŞ FAUNASI başlıklı makale yayınlandı.

Artvin Çoruh Üniversitesi, Orman Fakültesi Dergisi, 9 (1-2): 33-43 (2008)

Makaleye buradan ulaşabilirsiniz: Artvin Kuş Faunası








Aşağı Türbe


Aşağı Türbe, Artvin merkeze bağlı Zeytinlik (eski adı Sirya) köyünde yer alan iki tarihî türbeden birisidir. Türbe, Zeytinlik köyünün karşısında, Çoruh Nehri’nin kıyısındaki zeytinliğin kenarında inşa edilmiştir. Altta kriptası olmak üzere tek kattan meydana gelen türbe, dıştan 7.90x7.82 m ölçüsünde kare plana sahiptir.

Türbe üstünde ya da kayıtlara geçen herhangi bir kitâbesi bulunmamaktadır. Kitâbesi bulunmadığından kimler tarafından ve hangi tarihte inşa edildiği kesin olarak bilinmemektedir. Ancak yöre halkının nesilden nesile ulaştırdığı bilgiye göre, Selçuklular ile o dönemde çevreye hakim olan Gürcüler arasında bu mevkide bir çatışma olduğu ve bu esnada şehit düşen iki Müslüman komutan için daha sonra bu türbe ve Yukarı Türbe’nin yaptırıldığı kabul edilmektedir. Bu bilgilerin yanı sıra türbede kullanılan malzeme, teknik, plan ve strüktür özellikleri yönünden Selçuklu türbelerine olan benzerlikleri de dikkate alındığında, yapı, muhtemelen 13. yüzyılda yöreye kısmen hakim olan Saltuklar tarafından yaptırılmış olmalıdır. Artvin çevresinde Selçuklu yerleşmesine tanıklık etmesi açısından önem taşıyan türbe, günümüzde ot yığınlarının konulduğu samanlık olarak kullanılmaktadır. Türbenin düzgün kesme taş kaplamaları, 1857 yılında inşa edilen Zeytinlik Merkez Camisi’nde kullanılmak üzere tümüyle sökülmüştür. Yapı yine de ayaktadır. Devamı...


Aşağı Sundura Camii

Hopa ilçe merkezi Aşağı Sundura Mahallesinde yer alan tarihî cami. Etrafı çevrilmiş bir alan içinde yer alan caminin güney yönünde haziresi bulunmaktadır. Ana mekânın kuzeybatı köşesinde minaresi, kuzeyinde son cemaat yeri bulunur. 10.55x10.10 m ölçülerinde kareye yakın plana sahiptir. Kayıtlara geçen ya da yapı üzerinde orijinal kitâbesi bulunmamaktadır. Sonradan yapılan tespitlerle giriş kapısı üzerine konulan levhaya göre 1905 yılında inşa edilmiştir. 1961 yılında onarım geçirerek bugünkü son cemaat yeri ve minare eklenmiştir. Tekrar 1992 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce restore edilmiş olup ibadete açık bulunmaktadır. Cami dıştan kırma çatıyla örtülmüştür. Devamı...


Aytekin, Osman

(Şavşat, 1961). Akademisyen, sanat tarihçisi. Şavşat'ın Çağlayan köyünde doğdu. 1985 yılında Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji bölümünden mezun oldu. Kültür Bakanlığı başta olmak üzere çeşitli kamu kuruluşlarında çalıştıktan sonra 1991’de Yüzüncü Yıl Üniversitesi bünyesinde öğretim elemanı oldu. 1993’de mastırını, 1996’da doktorasını Genel Sanat Tarihi Anabilim Dalı’nda Artvin’in kültür varlıklarına yönelik olarak tamamladı ve aynı yıl Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’nde öğretim üyesi oldu. 1997’de Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izinleri ile Artvin ili ve ilçelerinde üniversite, bakanlık ve TÜBİTAK’ın destekleri ile başlattığı yüzey araştırmalarını; Çoruh Irmağı üzerinde yapımı planlanan baraj alanındaki kültür varlıklarının belgelenmesini de kapsayacak şekilde, 2007 yılında büyük ölçüde tamamladı. 2007 yılı itibariyle Şavşat Kalesi’nde Bakanlar Kurulu Kararı gereğince gerçekleştirdiği arkeolojik kazı faaliyetini, çeşitli kurumların destekleri ile sürdürmektedir. Devamı...


Kültür, Deniz, Baraj, Yayla, Doğa

Batman Üniversitesi Genel Sekreteri Yrd. Doç. Dr. Osman Aytekin ile söyleşi

Söyleşi: Rasim Yılmaz

-Sayın hocam, kendinizden söz eder misiniz, kimdir Osman Aytekin?

1961 yılında Artvin-Şavşat ilçesi, Meydancık beldesine bağlı Çağlıyan köyünde dünyaya geldim. Babam memur olduğundan başlangıçta köy ilkokuluna gittim. Daha sonra, ilkokulu Artvin Merkezine bağlı Ortaköy (Berta)’da tamamladım. Ortaokul eğitimimi Rize Lisesi orta kısmında, Liseyi Artvin Kazım Karabekir Lisesi’nde okudum. Üniversiteyi, Erzurum Atatürk Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı’ndan 1985’de mezun oldum. Akabinde, Yedek Subay olarak askerliğimi tankçı asteğmen olarak önce Ankara-Etimesgut’ta başladım, Erzurum Laleli Tank Taburundan terhis oldum. Askerlik sonrasında, Artvin Orman İşletme Müdürlüğünde, Ankara-Fatoş Abla Kolejinde, Ankara-SSK Genel Müdürlüğünde, Ordu ve Van müzelerinde görev yaptıktan sonra, 1991 yılında Van-Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’nün araştırma görevlisi sınavını kazanarak Van Müzesi’ndeki görevimden ayrılarak Üniversiteye geçmiş oldum. Mastır ve doktorayı, Sanat Tarihi Anabilim Dalı’nda; Artvin ve ilçelerindeki sanat değeri taşıyan mimari yapılara yönelik olarak tamamlayarak, 1996’da öğretim üyesi unvanını aldım. Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde görevime devam ederken, Aralık 2008 tarihi itibariyle yeni kurulan Batman Üniversitesi’ne görevlendirmeli olarak geçiş yaptım. Halı hazırda, Batman Üniversitesi’nin Genel Sekreterliğini ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğünü yürütmekteyim. Evli ve 3 çocuk babasıyım. Devamı...


Opiza Manastırı

Opiza (Bağcılar) Manastırı, Artvin merkeze bağlı Bağcılar (eski adı Opiza) köyünde bulunan tarihi Gürcü manastırıdır. Köyün girişindeki meyilli arazinin düzeltilmesi sonucu elde edilen alan üzerinde kurulan manastır; kilise, şapel ve diğer yapılardan oluşmakta olup zamanımıza oldukça harap bir şekilde ulaşmıştır.

Manastırın günümüze ulaşan kitabesi yoktur. Yazılı kaynaklardan edinilen bilgiye göre buradaki yapılar ilk kez, Ardanuç Kalesi’ni İberya Krallığı merkezi haline getiren Kral Vahtang Gorgaslan (449-499) tarafından kurulur. 7. yüzyılda Müslüman Arapların bölgeye yönelik akınları sırasında tahrip edilir. Daha sonra, Rahip Grigor Kandza tarafından, Bagratlı Krallarından I. Aşot’un (786-830) yardımları ile yapı topluluğu yeniden onartılarak, 14. yüzyıla kadar işlevini sürdürür. Günümüzde herhangi bir amaç için kullanılmamaktadır.

KİLİSE

Manastırın odak noktasını teşkil eden yapı serbest haç planlı olup 24.80x10.40 m dış ölçülere sahiptir. Yöredeki kiliseler içerisinde en fazla tahrip görmüşlerin başında gelmektedir. Kilisenin kuzey cephe duvarı, batı cephe duvarının bir bölümü, pastoforion odalarının bir kısmı haricinde tüm mimari elemanları yıkılmıştır (buradaki tahribin en önemli sebebi 1960’lı yıllarda köye ulaştırılan karayolunun kilisenin ortasından geçecek şekilde etüd edilmesidir). Devamı...


Porta Manastırı

Porta (Pırnallı) Manastırı, Artvin merkeze bağlı Pırnallı (eski adı Porta) köyünün Bağlık mezrasında bulunan tarihi Gürcü manastırıdır. Manastır, köyün güneybatısında, iki vadinin arasında kalan ve kuzeyden güneye doğru alçalan sırt üzerinde kurulmuştur. Araç yolu yoktur. Manastır; kilise, çan kulesi, şapel-çeşme ve diğer yapılardan oluşmaktadır. Etrafı mezra evleri ile çevrelenmiş olan manastır, yöredeki Ortaçağ yerleşmesini günümüze en iyi yansıtan yer özelliğini taşımaktadır.

Manastırın çan kulesi cephesinde bulunan kitabesine ve yazılı kaynaklara göre buradaki ilk yapılaşma Rahip Kandza’nın önderliğinde Bagratlı Krallarından I. Bagrat (826-876) tarafından gerçekleştirilmiştir. Daha sonra I. Aşot’un torunu prens Khaohi (896-918) tarafından sürdürülen yapılaşma, Kral Gurgen’in (918-941) saltanatı sırasında son şeklini aldığı anlaşılmaktadır.

Böylece, günümüze ulaşan kilise ve diğer yapıların 10. yüzyılın içinde son şeklini aldığı görülmektedir. Tao-Klarjethie bölgesinin önemli kültür ve dini merkezlerinden biri olarak işlevini, diğerleri gibi 14. yüzyıla kadar sürdürmüş olmalıdır. Günümüzde herhangi bir amaç için kullanılmamaktadır. Devamı...


Aşağı Hod Camii

Artvin merkeze bağlı Aşağı Maden (eski adı Aşağı Hod) köyü Çatak Mahallesinde bulunan tarihi cami. Kitabesi bulunmayan yapı, muhtemelen 19. yüzyılın ortasında inşa edilmiştir. Rus işgali sırasında kısmen tahrip olan ve bir zaman işlevi dışında kullanıldığı söylenen cami, önemli bir onarım geçirmeden günümüze kullanılır vaziyette ulaşmayı başarmıştır.

Kuzeyden güneye doğru alçalan meyilli meyilli bir alanın düzeltilmesi sonucu doğudan başlayıp batı cephesinin orta kısmına kadar devam eden yüksekçe tutulmuş istinad duvarıyla koruma altına alınmış yapının kuzeyinde iki katlı son cemaat yeri, kuzeybatı köşesinde minaresi bulunmakta olup, son cemaat yeri 2.90 m eninde, asıl mekân ise dıştan 10.90x10.70 m ölçülerinde kare plana sahiptir.

1 m genişliğinde ve 1.90 m yüksekliğinde beşik kemerli, üzeri zengin süslemelerden oluşan iki ahşap kanatlı kapısı bulunmaktadır. Kapının her iki yanında birer alçak pencere bulunur. Kuzey cephesinin batı köşesindeki ahşap minare cepheye bitişik olarak yükselmektedir. Devamı...


29 Mart 2009 Yerel Seçim Sonuçları

29 Mart 2009 tarihinde yapılan Yerel Seçimler sonucunda Artvin Belediye Başkanlığına yeniden Emin Özgün seçilirken, Ardanuç'ta Yıldırım Demir, Arhavi'de Coşkun Hekimoğlu, Borçka'da Oral Küçük, Hopa'da Turan Kasımoğlu, Murgul'da Mehmet Yıldırım, Şavşat'ta Naci Köroğlu ve Yusufeli'de Eyüp Aytekin Belediye Başkanı seçildiler.

İl Genel Meclisi seçim sonuçlarına göre en fazla oy alan ilk üç parti AKP (%38,45), CHP (%25,63) ve MHP (%11,85) oldu.


BELEDİYE BAŞKANLIĞI SEÇİM SONUÇLARI

ARTVİN MERKEZ EMİN ÖZGÜN CHP %43,75

ARDANUÇ YILDIRIM DEMİR CHP %65,19

ARHAVİ COŞKUN HEKİMOĞLU AKP %36,24

BORÇKA ORAL KÜÇÜK MHP %33,47

HOPA TURAN KASIMOĞLU CHP %35,51

MURGUL MEHMET YILDIRIM CHP %41,79

ŞAVŞAT NACİ KÖROĞLU CHP %33,49

YUSUFELİ EYÜP AYTEKİN AKP %48,53


İL GENEL MECLİSİ SEÇİM SONUÇLARI

Partiler ve aldıkları oy oranları

AKP %38,45

CHP %25,63

MHP %11,85

DSP %7,75

DP %7,24

BTP %1,91

SP %1,74

BĞSZ %1,72

ÖDP %1,71

BBP %0,72

ANAP %0,54

TKP %0,25

EMEP %0,24

İP %0,13

LDP %0,06

DTP %0,06

BDP %0,01

MP %0,00

HYP %0

HAKPAR %0


Al basması

Al basması (Albastı), bütün Türk boylarında ortak bir kötü ruh inancıdır. Yörelere ve tarihin akışına göre -birbirine benzer olmak üzere- şu sözcüklerle adlandırılmıştır: Abası, Al, Albas, Albastı, Albıs, Albız, Alkarası, Alkarısı, Almıs. Doğum sırasında ve sonrasında gerek ana için, gerek çocuk için çok büyük bir tehlike olan Albastı ve bu ruhla ilgili inançlar Türkler'in çok eski devirlerinden günümüze dek gelen, halâ Anadolu ve Anadolu dışı Türkler arasında yaşayan önemli bir mitolojik unsurdur.

Karakteristik bir Türk motifi olan Al, Albastı ruhu, Orta ve Batı Türklerinde Albastı, Alkarısı; Osmanlı metinlerinde Albız; Uranha-Tuba Türklerinde Albıs; Altay Türklerinde Almıs; Saha (Yakut) Türklerinde Abası olarak bilinir. Kumuk Türklerinde Al karısı'nın adı “bastırık”tır; al basmasına da “bastırık basa” derler. Bu inanç Dağıstan halklarından Avarlarda da vardır. Kam'lar (baksı, şaman), Albastı'yı genellikle keçi suretinde görürler. Bu inançla ilgili olarak yapılan törenlerde Albastı, ana ve çocuktan uzaklaştırılmaya çalışılır. Saptanmış böyle bir törende baksı bir yandan ilahi/efsun okur, öte yandan bir koyun ciğerini lohusanın ciğeri yerine Albastı'ya verir. Çünkü Albastı lohusanın ciğerini alıp kaçar ve suya atar. Ciğer suya düşerse lohusa ölür. Devamı...


Ferit Avcı'nın "Benim Minik Kırmızı Balığım" kitabı yayınlandı

Çizer Ferit Avcı'nın Tudem 2007 Çocuk Kitapları yarışmasında mansiyon ödülü kazanan Benim Minik Kırmızı Balığım adlı kendi yazıp resimlediği kitabı Tudem Yayınları'ndan çıktı. Tüm kitapçılarda. Artvin Ansiklopedisi'ne de destek olan kıymetli hemşerimiz Ferit Avcı'nın kitabıyla ve sevimli çizgileriyle tanışmanızı, çocuklarınızı tanıştırmanızı öneririm. Ferit Avcı'yı tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyoruz.







Karçal Dağları Önemli Bitki Alanı

Karçal Dağları Önemli Bitki Alanı (ÖBA) Doğu Karadeniz Dağları’nın doğu ucunda, Gürcistan sınırına yakın küçük bir dağ silsilesidir. Büyük ölçüde volkanik kayalardan oluşan Karçal Dağları’nın yüksekliği 3.428 m’yi bulur. ÖBA çoğunlukla bozulmadan kalmış geniş ve iğne yapraklı orman, çalı, alpin mera, sarp kayalık ve zirve bitki topluluktan içerir. Florası çok ayrıntılı incelenmemiş olmasına karşın, Karçal Dağları’nda ülke çapında nadir en az 61 taksonun yetiştiği bilinmektedir. Alanda lokal olarak bulunan Vacdnium arctostaphylos Bern Sözleşmesi Ek Liste I’de yer alır.

Genel olarak bir koruma statüsüne sahip olmayan ÖBA’da iki önemli orman alanı Tabiatı Koruma Alanı ilan edilmiştir. Alan maden işletmeciliği, yol inşaattan ve aşın otlatma gibi tehlikelerle karşı karşıyadır. Devamı...


1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Rumi takvime göre 1293 yılına denk geldiğinden "93 Harbi" olarak da bilinir. Padişahı II. Abdülhamit döneminde Ruslara karşı verilen bir savaştır. Hem Tuna Cephesi'nde, hem de Kafkasya Cephesi'nde savaşılan 93 Harbi, Osmanlı Devleti için büyük bir yenilgiyle sonuçlandı. Bu savaş, Osmanlı Devleti için hem büyük bir toprak kaybına neden olmuş, hem de Rus ordusunun İstanbul'un eşiğine (Yeşilköy, Bakırköy) kadar gelerek Osmanlı Devleti'nin varlığını tehdit etmesiyle sonuçlanmıştır. Devamı...


Karçal Dağları Önemli Orman Alanları

Gürcistan sınırında yer alan Karçal Dağları biyolojik çeşitlilik açısından Türkiye’nin en önemli yerlerindendir. Doğu Karadeniz ılıman kuşak karışık yapraklı ormanlarının en iyi örneklerine sahip olan Karçal Dağları’nın en önemli özellikleri, ani yükseklik değişimleriyle ortaya çıkan ekosistem çeşitliliği, yüksek endemizm oranı ve zengin yaban hayatıdır. Bitki coğrafyası açısından, Avrupa-Sibirya Floristik Bölgesi’nin "Kolşik" bölümünde yer alan Karçal Dağları, WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) ve IUCN (Dünya Doğayı Koruma Birliği) tarafından belirlenen, küresel düzeyde korunmada öncelikli “200 Ekolojik Bölge”den birisi olan “Kafkasya ve Kuzey Anadolu Ilıman Kuşak Ormanları” sınırları içinde kalmaktadır. Conservation International (CI), Dünya Bankası ve GEF gibi uluslararası kuruluşlar da Kafkasya Bölgesini, dünyanın en zengin ama tehlike altındaki 25 karasal "ekolojik bölge"sinden biri olarak göstermektedir. Bölge, Avrupa ve Orta Asya'yı içine alan coğrafyadaki en geniş doğal yaşlı orman ekosistemlerine sahiptir. Devamı...


Türkiye'nin Önemli Doğa Alanları

Çok çeşitli canlı türlerinin yaşadığı bir alan düşünün. Burada her tür, sağlıklı topluluklar halinde ve yaşam döngülerini sürdürebilecek karşılıklı bağımlılık ilişkileri içinde yaşar. Böyle bir alanın korunması, yani doğal özelliklerinin bozulmadan saklanması, burada yaşayan türlerin geleceği için hayati önemdedir. “Önemli Doğa Alanı” (ÖDA) kavramı doğadaki canlı türlerinin nesillerini sürdürebilmeleri için özel önem taşıyan coğrafyaları tanımlar. Bu kitap Türkiye’nin önemli doğa alanlarının bir envanteridir ve 305 “Önemli Doğa Alanı”nı kapsamaktadır.

Marmara Bölgesi’nde 32, Ege Bölgesi’nde 34, Akdeniz Bölgesi’nde 73, Orta Anadolu Bölgesi’nde 45, Orta Batı Karadeniz Bölgesi’nde 23, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde 242, Doğu Anadolu Bölgesi’nde 69 ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 19 “Önemli Doğa Alanı” saptanmıştır. İki cilt boyunca her alan teker teker tanımlanıyor, habitat tanımı yapılıyor, canlı türleri sayılıyor, alanın bugün nasıl kullanıldığı anlatılıyor, alana yönelik tehditler ve koruma önlemleri sıralanıyor.

Türkiye’nin biyocoğrafyası, bozkırları, ormanları, akarsuları, dağları, maki alanları, sulakalanları, kıyıları ve denizleri, bitkileri, kuşları, memeli hayvanları, amfibi ve sürüngenleri, içsu balıkları, kelebekleri ve böcekleri bu kitapta yüzlerce renkli harita ve binlerce renkli fotoğraf ve çizelgeyle okurların hizmetinde. Doğa Derneği, Birdlife International ve Atlas dergisi tarafından gerçekleştirilen bu anıt eser, Kitap Yayınevi tarafından yayınlandı.

Kitaptan örnek sayfalar için: http://www.kitapyayinevi.com/ayrinti.asp?Id=519&kId=3

Fatih Artvinli
Osman Bölükbaşı / Seraba Harcanmış Bir Ömür
Kitap Yayınevi


Son haftaların ‘iyi’ siyasi tarih kitaplarından biri, Fatih Artvinli’nin Osman Bölükbaşı üzerine hazırladığı portre çalışması: “Seraba Harcanmış Bir Ömür” (Kitap Yayınevi). Adı bile hüzün veren bu kitapta Türkiye’nin yakın tarihinde çok partili yaşama geçiş sürecini ve iktidar-muhalefet ilişkilerini birinci elden, tanıklıklar eşliğinde okumak mümkün. (Zaman gazetesi Kitap Zamanı eki, sayı 17, 4 Haziran 2007)

Kitap Yayınevi

Yılmaz Aslantürk
Otisabi / Münasebetsiz İlişkiler
Parantez Yayınları


Karikatürist Yılmaz Aslantürk'ün OTİSABİ Münasebetsiz İlişkiler adlı yeni çizgiroman kitabı Parantez Yayınları'ndan çıktı. Aslantürk'ün yıllardır yazıp-çizdiği Otisabi karakteri ile bugüne kadar tanışmadıysanız, bu kitapla tanışın derim. Otisabi öykülerinden bir seçme. Tüm kitapçılarda.

Fahrettin Çiloğlu
Uçinmaçini
İstiklal Kitabevi

Farklı bir coğrafya ve farklı bir kültürün algılarını fotoğraf kalitesinde okurun önüne koyan Uçinmaçini, Kafkas insanının söylence ve destana dönük yüzünü, sıradan olay ve nesnelere insanüstü anlamlar yükleyen kıvrak zekasını bazen komik, bazen de hazin bir öykü olarak çıkarıyor karşımıza. Türk öykü geleneğinde çok az denenmiş olan gerçeküstü kimlik değişimleri, düşle gerçeğin birbiri içinde eriyip yarattığı üçüncü tür gerçeklik, Çiloğlu'nun kaleminde sinemasal bir netliğe ve okuma şölenine dönüşüyor.

DSİ Yusufeli Barajı ve HES ile ilgili raporları yayınladı


Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Yusufeli Barajı ve HES için hazırlatılan ÇED Raporu taslağını (Yusufeli Barajı ve HES Projesi ÇED Taslak Nihai Raporu) ) ve Yusufeli Barajı ve HES Yeniden Yerleşim Eylem Planı taslak raporunu (Yusufeli Barajı ve HES Projesi Yeniden Yerleşim Eylem Planı Taslak Nihai Raporu) ) www.dsi.gov.tr sitesinde yayınladı. www.dsi.gov.tr 'nin anasayfasından raporlara ulaşabilirsiniz.

Yasal Uyarı

Bu sitede yer alan her türlü ansiklopedik madde, yazı ve resimler 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve Türk Ceza Kanunu uyarınca koruma altındadır.

Yazılı izin alınmaksızın ve www.artvinansiklopedisi.com sitesi ve madde yazarının adı kaynak gösterilmeksizin hiçbir surette alıntı yapılamaz, başka web sitelerinde, kitap, gazete ve dergi gibi basılı yayınlarda yayınlanamaz.



İLÇELER

MerkezArdanuçArhaviBorçkaHopaMurgulŞavşatYusufeli


BİYOGRAFİLER

AkademisyenlerArtvin ValileriAskerlerBelediye BaşkanlarıDevlet Adamları ve BürokratlarEdebiyatçılarGazeteci ve TelevizyoncularHalk ŞairleriHukukçularİşadamları ve SanayicilerMilletvekilleriSanatçılarSporcularŞehit ve Gaziler, Milli MücadelecilerUlema (Kadı, Müderris ve Din Adamları)YazarlarYöneticiler (Özel Sektör)Yabancılar


GENEL KONULAR

Basın YayınCoğrafyaDernekler ve VakıflarEkonomiFestival ve ŞenliklerOrman ve ormancılıkSporTarım ve hayvancılıkToponomi (Yer adları)Turistik mekanlar


FAUNA

AkarlarAmfibi ve SürüngenlerBöcekler (Insecta)


FLORA

Macrofunguslar (Mantarlar)


FOLKLOR (HALKBİLİM)

Halk diliHalk eğlenceleriHalk müziği-TürkülerHalk oyunlarıGiyim kuşamMitolojiYemek kültürü


KÖYLER

Artvin köyleriArtvin dışındaki köyler


TARİH

AntlaşmalarAskeri birliklerSavaşlarTakvimTarihi eserlerTarihsel yerleşimler


MAKALELER & YAZILAR

Makaleler & Yazılar



Artvin Salyangozları

Artvin il sınırları içinde şu ana dek 99 türe bağlı 103 kara salyangozu taksonu tespit edilmiştir. İlin alanına oranla oldukça yüksek olan sayıların çok daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir. Zira il dahilinde ve Türkiye’nin çoğunda faunistik (türlerin tamamını listeleyen) bir çalışma yapılmamıştır.

İl sınırları içerisinde tespit edilen taksonların (tür ve alttür) 39’ar adedi (toplam 78, %76) ya dar yayılışlı endemik (Türkiye dışında bulunmayan) veya Türkiye dışında sadece Kafkaslar’ın bir kısmında bulunan türlerdir. Devamı...

Dağ Horozu

Dağ Horozu (Tetrao mlokosiewiczi), Huş Tavuğu ya da Meşe Horozu adlarıyla da bilinir. Ülkemizin kuzeydoğu dağlarında yaşayan bu tür Kafkaslara endemik olmakla beraber Birdlife International (Dünya Kuşları Koruma Örgütü) ve de IUCN Dünya Koruma Örgütü hakkında yeterli bilgi olmayan kategorisinde değerlendirilmiştir. Bu kuş dünyanın başka hiçbir bölgesinde mevcut değildir. Bu bölgeye olan özgülüğü nedeniyle oldukça değerli ve gelecek nesillere nakledilmesi gereken bir doğa ve kültür mirasıdır. Devamı...

Çoruh Nehri'nin Balıkları

Çoruh Nehri, kaynağını 3.000 m. yükseklikteki dağlardan alır. Kaynaktan Gürcistan sınırları içerisindeki Batum’da denize döküldüğü yere kadar olan uzunluğu 376 km.’dir. Bunun yaklaşık 350 km.’lik bölümü Türkiye sınırları içerisindedir. 3.000 m.’lik yükseklikten deniz seviyesine düşünceye kadar 376 km.’lik bir mesafe katetmesi Çoruh Nehri’nin ne kadar hızlı aktığının bir ifadesidir. Devamı...