Kültür, Deniz, Baraj, Yayla, Doğa
From Artvin Ansiklopedisi
Bu yazı (söyleşi) ve fotoğraflar Rasim Yılmaz'ın www.08haber.com sitesindeki köşesinden aynen alınmıştır.
Batman Üniversitesi Genel Sekreteri Yrd. Doç. Dr. Osman Aytekin ile söyleşi
Söyleşi: Rasim Yılmaz
-Sayın hocam, kendinizden söz eder misiniz, kimdir Osman Aytekin?
1961 yılında Artvin-Şavşat ilçesi, Meydancık beldesine bağlı Çağlıyan köyünde dünyaya geldim. Babam memur olduğundan başlangıçta köy ilkokuluna gittim. Daha sonra, ilkokulu Artvin Merkezine bağlı Ortaköy (Berta)’da tamamladım. Ortaokul eğitimimi Rize Lisesi orta kısmında, Liseyi Artvin Kazım Karabekir Lisesi’nde okudum. Üniversiteyi, Erzurum Atatürk Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı’ndan 1985’de mezun oldum. Akabinde, Yedek Subay olarak askerliğimi tankçı asteğmen olarak önce Ankara-Etimesgut’ta başladım, Erzurum Laleli Tank Taburundan terhis oldum. Askerlik sonrasında, Artvin Orman İşletme Müdürlüğünde, Ankara-Fatoş Abla Kolejinde, Ankara-SSK Genel Müdürlüğünde, Ordu ve Van müzelerinde görev yaptıktan sonra, 1991 yılında Van-Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’nün araştırma görevlisi sınavını kazanarak Van Müzesi’ndeki görevimden ayrılarak Üniversiteye geçmiş oldum. Mastır ve doktorayı, Sanat Tarihi Anabilim Dalı’nda; Artvin ve ilçelerindeki sanat değeri taşıyan mimari yapılara yönelik olarak tamamlayarak, 1996’da öğretim üyesi unvanını aldım. Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde görevime devam ederken, Aralık 2008 tarihi itibariyle yeni kurulan Batman Üniversitesi’ne görevlendirmeli olarak geçiş yaptım. Halı hazırda, Batman Üniversitesi’nin Genel Sekreterliğini ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğünü yürütmekteyim. Evli ve 3 çocuk babasıyım.
-Artvin sizin için ne anlam ifade ediyor, kaç yıldır Artvin’den ayrısınız?
-Artvin her bir hemşerim için olduğu gibi, benim açımdan da gerçekten çok şey ifade ediyor! Her şeyden önce, çocukluğumun önemli bir kısmı köy yaşamı ile geçti. Bizim zamanımızda, Şavşat köyleri bu denli göç vermemişti. Aileler parçalanmamıştı. Geçmişi çok eskilere dayanan gelenek-görenekler etkiliydi. Yaz aylarına mahsus yayla yaşamı biz çocuklar için, ninelerimizle geçirilen unutulması zor anılar olarak hala hafızamdadır. İnsan, modern çağın getirdiği bütün kolaylıkları ve zenginliğine rağmen; o tek düze, stressiz, zaman kaygısı olmayan günleri yad etmekten edemiyor doğrusu… Tabiî ki bizim çocuklarımızdan, anlattığımız duyguları hissetmelerini beklemek pek doğru olmaz. Öyle ki, o dönemin yaşam biçimini anlatan yayınlarımız bile, yok denecek kadar az… Yıllar önce, köy özlemimin bir dışa vuruşu olarak, İstanbul’da Artvinlilerce yayınlanan dergide “Negolu Yaylalar “ diye bir yazı yazmıştım. Birçok tanıdığımın aynı duyguları paylaştıklarını öğrenince, özlemlerimizin ortak olduğunu bir kez daha anlamıştım. İlkokul yıllarımın geçtiği Ortaköy’den de çok iyi hatıralarla ayrıldım ve oradaki tanıdıklarla hala görüşüyorum. Yine konuya ilişkin olarak burada söylemem gerekir; bilirsiniz Fakir Baykurt Şavşat’ta öğretmenlik yapmıştır. Efkâr Tepesi adlı romanı, Şavşat’taki öğretmenlik anılarından oluşur. Çok uzun zaman geçmemiş olmasına rağmen, 1950-1960’lı yıllardaki Şavşat’ın koşullarını anlayabilmemiz açısından, bu romanın ne denli kıymetli olduğu ortada… Benim açımdan ayrı bir değeri daha var bu romanın… Bir 23 Nisan kutlamaları için Şavşat’tan Çağlıyan köyüne birkaç arkadaşı ile birlikte giden Baykurt’un o döneme ait gözlemleri, biz araştırmacılar için gerçekten bulunmaz bir hazine… Sözünü ettiği kişileri ve coğrafyayı tanıyorum, köyümün sosyo-kültürel yapısını gözlemleyebiliyorum, öğretmenin topluma vermek istediği fikirleri izleyebiliyorum vs… Elli yıllık değişimin somut verilerine ulaşabiliyorum… Bu arada yazmanın, kayda geçirmenin ne denli gerekli olduğunu bir kez daha anımsayarak ve geleceğe bir şeyler bırakmanın sorumluluğu içinde; çalışmalarımda yeni bir heyecan duyuyorum. Ama kader bu ya... Hala ülkemizde, kültürel faaliyetler kıymet görmüyor, kitaplar okunmuyor, konferanslar dinlenmiyor! Sorunuzun ikinci kısmına yanıt olarak itiraf etmem gerekir ki, aslında Artvin’den hiç ayrı kalmadım. Ortaokulu Rize’de okurken ayrılmıştım, Artvin’den ilk kez… Sonra Üniversite için Erzurum, askerlik ve iş hayatı derken çıktık gurbete ama hemen hemen her yaz Artvin’e gidebildim. Akademisyen olduktan sonra da, araştırma alanım Artvin ve çevresi olunca, memleketimin havasını solumaya devam ettim. Ancak, köyüme gitmeye her zaman imkân bulamıyorum.
- Geçmişten günümüze Artvin ve Kültür varlıkları konusunda neler söylemek istersiniz?
-Bilindiği gibi Artvin, Doğu Karadeniz Bölgesi’nin en doğu ucunda bulunmakla, Karadeniz’in yağışlı ılıman iklimi ile Doğu Anadolu Bölgesi’nin karasal ikliminin karışımından oluşan geçiş kuşağında yer almaktadır. Ayrıca, Gürcistan’a da sınırı ve Sarp Sınır Kapısı bulunmaktadır. Aniden dikleşen yüksek dağları, Çoruh ırmağı ve vadisi, gür ladin-köknar ormanları, Şavşat ve Borçka Karagölleri, Camili (Macahel), Hatila vadisi gibi doğal alanları ile çok özel konuma sahip Artvin… Çoruh vadisinin 200 m.deki yerleşim yerlerinde yaşanan Akdeniz iklimi sebebiyle başta zeytin ve üzüm olmak üzere her türlü meyve-sebze yetiştirilmektedir. Öyle ki, 1 Mayıs’ta kiraz yenebilmektedir. 1500-2000 m.lerdeki köy/kışlalarda da Ağustos ayında yine kiraz bulmanız mümkün olmaktadır. Artvin’in bu özel coğrafik konumunun yanı sıra özellikle, Anadolu-Kafkasya yol güzergâhında bulunması ile de zengin tarihsel geçmişe sahip olmuştur. Hala, Türkçeden başka az da olsa Lazca, Hemşin’ce ve Gürcücenin konuşuluyor olması folklorik zenginliğini doğrulamaktadır. Kültür varlıklarına gelince; Artvin’deki araştırmalarımız henüz tamamlanmadı ancak şunu söyleyebilirim ki çok küçük coğrafyada bu denli zengin kültür varlığına rastlamak her zaman olası değildir. Bunun başlıca sebebi olarak ben, Ortaçağda bölgenin yönetsel merkez oluşu ve Müslümanlar tarafından kuşatılan halkın bu zorlu ve ulaşılması günümüzde bile adeta imkânsız durumdaki yerleşim alanlarında dinlerini yaşayarak kimliklerini koruma istemlerine bağlıyorum. Yöredeki kültür varlıklarının başında hiç kuşkusuz manastırlar ve kaleler gelmektedir. Osmanlı dönemine ait güzelim ahşap camiler de görülmeye değer nitelikler taşır. Bütün bu kültürel zenginliğine rağmen, çeşitli zamanlarda yapılan girişimler henüz tam olarak sonuçlandırılıp Artvin’de bir Müze açılamamıştır. Bu durum Artvin’e hiç yakışmamaktadır!
-Barajlardan kaynaklı sular altında kalacak olan kültürel ve tarihi değerler konusunda neler söyleyebilirsiniz, sizce bu değerler koruma altına alınmaları gerekmez mi?
Artvin, Erzurum ve kısmen Bayburt illerinin sınırları içerisinde kalan Çoruh ırmağı üzerinde, hidroelektrik amaçlı çok sayıda baraj ve santraların yapılmasına başlanmıştır. Bunlardan Muratlı ve Borçka barajları bitirilerek elektrik üretimine başlamıştır. Deriner barajının ise inşasına devam edilmektedir. Yusufeli ilçe merkezi ve bazı köylerini sular altında bırakacak olan Yusufeli barajının inşasına yakında başlandığı/başlanacağı söylenmektedir. Tabiî ki barajların yapımı bir devlet politikasıdır. Uzun süreli etütlerden sonra bu tür büyük yatırımlara izin verilmektedir. Bence sıkıntı şuradan kaynaklanmaktadır; baraj etütleri yürütülürken eş zamanlı olarak diğer sektörlerdeki araştırma/incelemelere başlanmaması… Mesela, baraj alanlarının kadastral ölçümleri henüz yeni yapılmaktadır. Karayollarının planlanması ve açılması zaten başlı başına bir iş… Sadece Artvin ili içinde barajlardan dolayı yaklaşık 400 km.lik yolun üst kodlara alınacağı söylenmektedir ki, bu barajların yapımından daha zor ve zaman isteyen bir durumu oluşturmaktadır. Kültür varlığı korumacılığı da böyle bir şey… Biz ülkemizde önce karar veriyoruz sonra nasıl uygulanacağını bulmaya çalışıyoruz. Bu zihniyetimizi değiştirip, önce yöre halkını da dikkate alarak ve sorumlu sektörlerin ortak koordinasyonunda tüm araştırmalar yapıldıktan sonra uygulama kararını verebilsek olumlu sonuca ulaşacağız sanırım. Bilindiği gibi kültür varlıklarının korunmasından sorumlu yetkin kurum Kültür ve Turizm Bakanlığı ve ilgili birimleridir. Artvin’deki yüzey araştırmalarını Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izin ve destekleriyle, başkanlığımdaki ekibimle yürütmekteyim. Her yıl düzenli olarak hazırladığım raporlar Kültür ve Turizm Bakanlığı’na sunulmaktadır. Bakanlık, kendisine bağlı birimleri devreye sokarak, sözünü ettiğiniz baraj alanlarındaki eserlerin kurtarılmasına gerek olup-olmadığı konusunda kesin kararını verdikten sonra uygulamaya konmaktadır. Özellikle, Deriner baraj alanı içerisinde yer alan tarihi Berta köprüsü başta olmak üzere hiç olmazsa birkaç eserin Ardanuç ilçe merkezine taşınması hususunda bir rapor hazırlamıştık ama bugüne kadar herhangi bir faaliyetin yapılmadığını söylemeliyim. Diğer baraj alanlarında bizim dışımızda yürütülen herhangi bir kültür varlığını kurmaya yönelik incelemelerin yürütülüp-yürütülmediğini ise bilemiyorum…
-Sizler Artvin’de yüzey araştırmaları yapmaktasınız. Örneğin Şavşat kalesi de bunlardan biri… Kendi çalışmalarınızdan söz ederken, Cumhuriyet sonrası Artvin’de yüzey araştırmaları konusunda bilgi verebilir misiniz?
Bir Artvin sevdalısı olarak kendi branşım açısından milliyetçilik yaptığımı hiç abartısız olarak söylemeliyim. Artvin’deki kültür varlıklarının araştırılmasını içeren incelemelere 1992 yılında mastır tezini hazırlarken başlamıştım. Peşine yine doktora tezini de Artvin’deki mimarı yapılar üzerinde yaptım ve bu çalışmam Kültür Bakanlığı tarafından “ Ortaçağdan Osmanlı Dönemi Sonuna Kadar Artvin’deki Mimari Eserler “ adıyla 1999 yılında yayımlandı. Öğretim üyesi unvanını altıktan sonra, 1997 yılı itibariyle daha önce de belirttiğim gibi, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izinleri ile başkanlığımdaki ekipçe hiç ara vermeden Yüzey Araştırmalarına yaz aylarında sürdürüyorum. İlk kez tarafımca tespit edilen çok sayıda kültür varlığı niteliği taşıyan mimari yapıların kayıt altına alınmasını sağlamış oldum. Bu arada, TÜBİTAK’ın da destekleriyle, Çoruh vadisinin baraj alanlarını; Muratlı’dan başlayarak İspir’e kadar yan kolları ile birlikte kentsel mimari, kırsal mimarı, etnoğrafik ve sözlü tarih açısından inceleyerek projeyi başarı ile sonuçlandırmış bulunmaktayım. Böylece, Artvin’e ait çok zengin arşiv edinmiş oldum. Bu imkânı bulduğumdan dolayı çok mutluyum. Zaman içinde çeşitli yayınlarla bu mutluluğumu başta Artvinliler olmak üzere, tüm bilim insanlarıyla paylaşmak istiyorum. Bu arada söylemiş olayım; 2007 yılı itibariyle Şavşat Kalesi’nde, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın teklifi ve Bakanlar Kurulu’nun onayı ile Artvin’de ilk kez arkeolojik kazıyı başlatmış bulunmaktayım. Çeşitli üniversitelere mensup teknik elemanlardan oluşan bu kazının, mensubu bulunduğum Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi adına, Bakanlık başta olmak üzere çeşitli kurum-kuruluşun parasal destekleriyle, en az 10 yıl sürdürülmesini planlamış bulunmaktayız. Bizim dışımızda bu yörede çalışan bilim çevrelerinden de söz edersek; Şavşatlı hemşerimiz Prof. Dr. Kemalettin Köroğlu ve özellikle Gürcü mimarisi üzerinde yoğunlaşan Dr. Mine Kadiroğlu ile Dr. Fahriye Bayram’ı yad etmem gerekir. Tabi, bizden önce bölgede Rus, Gürcü, Avrupa ve Amerikalı bilim adamlarının da araştırmaları bulunmaktadır.
-Hatırlayacağınız üzere, Ardanuç Tosunlu Köyü sınırları içerisinde kalan tarihi kalıt “Karsevan Kalesi” hakkında Evrensel, 8 Haber ve Bizim Atabarı gibi dergi ve gazetelerde yazı yazmıştım. Sizlerde 2008 Temmuz ayı içerisinde Kalede incelemelerde bulundunuz. Kaleden çıkardığınız sonuçlar nelerdir, bizimle paylaşır mısınız?
Artvin’de yaklaşık 15 yıldır araştırma yapmama rağmen halen tespit edemediğim yeni sanat yapılarıyla karşılaşabiliyoruz. Bu durumu ben, Artvin’in zorlu coğrafik yapısına ve kültürel zenginliğine bağlıyorum. Özellikle Ortaçağ döneminde adeta her taraf değerlendirilmiş. Bu bize, o dönemde kalabalık nüfusun yaşadığını gösteriyor. Tosunlu köyü sınırları içerisinde yer alan Karsevan Kalesini, Sn. Rasim Yılmaz’ın bir dergide yayınlanan yapı hakkındaki bilgiye dayanarak 2008 yılında incelemeye gitmiştik. Şans bu ya, Rasim Bey de Ankara’dan köyüne gelmişti. Sağ olsun bize eşlik etti ve kaleyi inceleme imkânımız oldu. Kale, vadinin üst yanında, köylere giden yolu ve etrafındaki yerleşim yerlerini kontrol altında tutmak için yapılmış Ortaçağ dönemine ait bir yapı. Ana kayaya oturan kalenin etrafındaki surları yıkılmış durumda. Üst tarafta kalenin su ihtiyacını karşılamak üzere yapılan sarnıcı günümüze ulaşabilmiş. Kalenin içindeki diğer mimari yapılar zamanla yıkılmış. Artvin ve ilçelerinde benim tespit edebildiğim kadarıyla en fazla Yusufeli’nde olmak üzere 40 civarında Ortaçağdan kalma kale-kule yapısı var. Her yıl yeni tespitlerimizle bu sayı biraz daha artabilir. O yüzden yöredeki araştırmalarımızın birkaç yıl daha sürdürmenin yararlı olacağı kanaatini taşımaktayım.
-Artvin’i tarih turizmi açısından değerlendirebilir misiniz?
Artvin gerçekten turizm açısından önemli bir kent. Ne gibi derseniz;
- Tabiat varlıkları açısından,
- Kültür varlıkları açısından,
- Baraj göletleri açısından,
- Dağ turizmi açısından,
- Yayla turizmi açısından,
- Doğa turizmi açısından,
- Boğa güreşleri açısından,
- Halk oyunları açısından,
- Festivaller açısından,
- Rafting-kano yapma açısından,
- Kayak yapma açısından.
Bu kadar zenginliği olan il, hak ettiği rağbeti görüyor mu? diye sorarsanız: Hayır. Bu hayır-ı evet-e çevirmek için; kapsamlı, bilinçli, yerinde gözlemleyerek önce iyi bir döküm çıkarılması gerekmektedir. Bunun ardından bilinçli yönlendirilmelerle yatırımlara geçilmelidir. Bunu, Artvin’in geç de olsa başaracağına inanıyorum.
-Daha işin başında olunsa da, Artvin Çoruh Üniversitesi konusunda neler söylemek istersiniz?
-Bir akademisyen olarak Artvin Çoruh Üniversitesi hakkında çok şey söyleyebilirim. Ancak şu aşamada söylenecek en önemli şey, Artvin’in 2007 yılı itibariyle bir üniversiteye kavuşmuş olmasıdır. Emeği geçenleri bir kez daha kutluyorum. Bilindiği gibi, Artvin’deki yüksek eğitim kurumu, Trabzon ve Kars üniversitelerine bağlı birimlerden oluşuyordu. Bu yüzden de pek gelişim gösteremedi. Şimdi kendi üniversitesiyle, daha etkin adımlarla ilerleyeceği beklenmektedir. Üniversitenin kurucu Rektörü Sn. Prof. Dr. Mehmet Duman hocayı ve ekibinin bir kısmını tanıyorum. Hepsi gayretli bilim insanları. Biz Artvinliler olarak Üniversitenin bizden talep edeceği katkıyı her aşamada sunacağımıza güveniyorum. Hele okumaya düşkün bir il için, aksini düşünmek ayıp olur.
-Sayın hocam, bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Son olarak Artvin veya öğrencilik döneminize ait unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşmak ister misiniz?
Teşekkür ben borçluyum. Batman’dan memleketim insanlarına bir köprü oldunuz. Beni tanıyan veya ilk kez tanıyacak olan insanlarla buluşturdunuz. Bugüne kadar yazıya geçirme imkânı bulamadığım bir anımı sizinle paylaşmak isterim; Sanırım 1966 yılıydı… Rahmetli babam o zaman Artvin il merkezinde memurluk görevine yeni başlamıştı. Ailece ilk kez köyden kente gidiyorduk. Köyde kalan dedem, ninem, amcam ve halalarımdan ayrılmak istemiyordum. O zaman araç yolu köye kadar ulaşmamıştı. Yaklaşık 14 km patika yoldan yaya yürüdükten sonra ana yola iniliyor eğer oradan da tek tük geçen herhangi bir ulaşım aracına rastlanamasa yaklaşık 7 km daha yayan olarak gidilerek Şartul köprüsünden Şavşat’tan gelen araçlara binerek eski Şavşat yolu güzergâhıyla Artvin’e ulaşılıyordu. Neyse yola düştük. Dedem bizi uğurlamak üzere peşimize geliyor, ben de elini sıkıca tutarak beni bırakmasına izin vermiyorum. Derken, köyden yaklaşık 18 km bizimle gelmek durumunda kaldı dedem. Babam, artık dön köye karanlık olmadan çıkmalısın deyince dedeme, beni bırakıp gideceğini anlayıp yüksek sesle ağlamaya başladım. Bir taraftan da dedem ağlamaya başladı. Derken ayrıldık! Hala, Şartul’a varmadan yolun altında büyükçe bir kaya kütlesi vardır. Oradan her geçişimde, o anımı hatırlar ve rahmetli dedeme olan sevgi ve özlemimi tazelerim.
Bu arada aracılığınızla; okuma imkânı sağlayan aileme, hocalarıma, Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerine, araştırmada yardımcı olan dönemin Valileri başta olmak üzere tüm resmi kurum yöneticilerine, Artvin İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne, kültür dostu Artvinli hemşerilerime, vefakâr ekip üyeleri ve kaptanlarımıza bir kez daha şükranlarımı sunuyorum.
Hoşca kalın, dostça kalın…

